close
images

’12 Müslüman Cin kabilesi Ve emanet’ full part.Her yerde part part olarak paylaşılan hikayenin tamamına ulaşabilirsiniz.

Hikaye uzun oldugu için bend part olarak paylaşacagım ama digerleri gibi degil 5-6 part olarak hepsini okuyabilirsiniz hikayenin altında diger parta ulaşabilirsiniz.

Tüm partları görmek için : 12 müslüman cin kabilesi ve emanet

 

12 müslüman cin kabilesi ve emanet

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Yıl 3 ocak 1993, Annem yatağında inanılmaz çığlıklar atarak herkes uyanmış. Babam ne oldu neler oluyor der iken evdeki herkes odaya dalmış annemin çığlıkları durmak bilmiyormuş. Apar topar babam annemi kucakladığı gibi evden çıkıp arabanın arkasına yatırmış. Dedem ön tarafa binmiş, dualar okuyormuş. Evimiz hastaneye 2 dakika çok şükür. Hastaneye varılmış o zamanlar çok ilerlememiş tabi, hemen taşıyarak içeri zütürmüş.
Doktor: Ne oldu ?
Babam: Bilmiyorum, uyuorduk ve çığlıklar atıyordu uyandım bilmiyorum demiş.

Acilen içeri geçilmiş tüm doktarlar içeride, bizimkiler ise dışarıda 5 saat geçmiş ses seda yok. Doktor sonunda çıkmış.

Doktor: ibrahim Bey, eşiniz malesef ileri derecede rahim kanseri ilaçlarını almıyor muydu? diye sorunca babam şok içinde.

Babam: Ne kanseri ne diyorsunuz? Öyle birşey yok !

Doktor: Dahada şaşkın bir şekilde 2 yıldır en az kanser bu kadın diyince iyice şok yaşamış doktor da babam da.

Doktor : Acilen ameliyat olması gerek ve yumurtalıklarını alacağız demiş.

Ameliyat yapılmış ve yumurtalar alınmış. EE doğal olarak doktor artık çocuk sahibi olamayacaksınız demiş.

Annem ameliyatı çok hızlı toparlamış. Dedeme gelirsek kendisi büyü ve yıldızname konusunda en usta hocalardan olup. Eve gelenin haddi hesabı olmazmış. Cin ler ile konuştuğu ve bu işleri hayır için yaptığı semt tarafından bilinir, her hangi bir sıkıntıları olduğunda dedemin yanına koşar şifa isteyeni derdi olanı anlatırmış.

Annem, babam ve iki abim hiç dedemin odasına girmez , onunla seviyeli bir şekilde konuşur. Pek de görmezler imiş odasından da fazla çıkmazmış.

Yıl 2 Mayıs 1994 , Gece vakti annem kusarak uyanmış babam ne oldu derken ateşine bakmış alev alev yanıyormuş. Hemen hastaneye zütürmüş evdekilere siz gelmeyin üşüttü sanırım diyerek temiz çarşaf, pike serin diyerek evdekileri bırakmış.
Hastaneye gelmiş acile girmişler. 45 dakika kadar sedyede yatmış. Acil röntgeni çekilmiş. 50 dakika kadar geçtikten sonra. Doktor annem ve babamın yanına gelerek.

Doktor : Gözünüz aydın çocuğunuz olacak demiş.

Annem ve babam bembeyaz kesilmişler…
Babam: Bu imkansız doktor bey, Karımın 1,5 yıl kadar önce yumurtalıkları alındı. Çocuğumuzun olması imkansız demiş.
Doktor: 1 adet yumurta bile alınmamış ise çocuğunuz olması mümkün, bir kontrol edelim demiş. babamı dışarıya çıkartmış.

2 Saat kadar sonra doktor babamı dürterek oturduğu yerde uyuyakalınca uyandırmış.
Babam hemen gözlerini ovuşturup;

Babam: Ne oldu sonuç ney ?
Doktor: Bunu nasıl açıklayacağımı bilemiyorum, Tıp, bilim,din bunu açıklayamaz, eşinizin yumurtası yok ve hamile!
Babam birşey söyleyememiş.
Doktor: Eğer bu haber duyulur ise başınız çok ağrır, akraba ve dostlarına tüm yumurtaların alınmadığını bu yüzden hamile kalabildiğini, sizin ise bundan haberiniz olmadığını söyler iseniz başınız ağrımaz yoksa habercisinden tutun alimlere kadar ve bir çok inceleme için üst düzey doktorlar eşinizi incelemek için kapınıza dayanacak , rahat bir yaşam sürmeniz için dediklerimi söylemenizi tavsiye ederim. Eşinize 1 adet yumurtası olduğunu ve bu yüzden hamile kaldığını hamilelik sırasında zihinsel sıkıntılar çekmemesi böyle söyledim. Lütfen bunada dikkat ediniz dedik den sonra Allah ‘ ın takdiri diyerek odasına doğru gitmiş.
Babam teşekkür ettikten sonra annemi alıp eve dönmüş. Herkese durumu açıklamış. Abimler çok sevinmiş dedem de pek memnun olmuş…
Yıl 7 Ocak 1995,
Annem: Hasteneye zütür beni ibrahim. Geliyor sanırım dedik den sonra, babam hemen bir taksi çevirip annemi bindirip. Evdekilere siz gelirsiniz diyip yola koyulmuşlar. Hastanenin tam önüne geldiğinde doğum gerçekleşmiş ve doğmuşum. Ağlamıyor muşum. Annem çok korkmuş.
Hemşireler doktorlar beni alıp hastaneye koşmuşlor. Annemide sedyeye aldıkdan sonra hastaneye zütürmüşler. Annem zerzeniş içerisinde yaşıyor mu? diye sorular sorarken sakinleştirici verilip uyutulup tadavisi yapılmış. Uyandığında beni sorduğunda;
Doktor: Nur topu gibi inanılmaz bir erkek çocuğunuz var, 3 kilo 560 gr , hiç bir sağlık sorunu yok ve ağlamıyor şaşırtıcı derecede dünyaya adepte gibi ve sakinliği inanılmaz diyerek beni odaya almışlar.

Annem ve ben kontrol altında tutulmak üzere 20 gün kadar hastanede kalmışız. Sebebi takside doğduğum için herhangi bir enfeksiyon kapıp kapmayacağımız içinmiş.

20 gün dolduğunda taburcu olup eve dönmüşüz. Dedem hoca olduğu için kulağıma ezan ve ismimi okudukdan sonra odasına çekilmiş. Babam akşam yemeği için dedemi çağırmak için kapısına vurmuş. Ne ses var nede bir tepki. Meraklanıp hızlıca kapıyı açıp içeri girmiş…

Ve dedimi uzanır vaziyette mos mor olarak görmüş. Hemen kapıyı kapatıp Adil abiyi arayarak eve gelmesini söylemiş. Adil bey geldiğinde vaziyet ortaydaymış. Defin işlemleri kuranlar derken dedemi uğurlamışlar son yolculuğuna.
Çocukluğumda aile fertlerim dahil çoğu insanla konuşmaz. Ağlamaz herhangi bir istekde bulunmaz herkesin gıpta ettiği keşke bizimde böyle çocuğumuz olsaydı yaramaz bizimkisi denilen bir çocuktum…
Yıl 2005,

Ben erken yaşta okula gitmeyi isteyip. Okul müdürünün de tanıdık olması vasıtası ile illagel olarak 1. sınıfa 5 yaşında başlamıştım. 5.sınıfa gidiyordum ve derslerim berbattan daha öteydi kimse ile konuşmaz hocanın tüm sorduğu sorulara cevap verir. Sınav kağıtlarını bilerek boş verirdim. Zihinsel olarak bunalımda olduğumu düşünüp zütürmedikleri. Danışman kalmamıştı…

Ve o gece 7 Mayıs 2005, gece her zamanki gibi ailem televizyon izlerken ben bir yerde oturmuş kitap okuyordum. Yatma vakti artık gelmişti. Yatağa yattım ama bu sefer farklıydı odanın içinde inanılmaz bir baskı hissediyordum anlatılamaz düzeyde bir baskı. Herkes salondan gitmiş. Altıma işediğim için altıma serilen nalyondan başka ses çıkmıyordu. O da neydi ? fısıltı duyuyordum. Ama odaklandığımda kulağımda siren sesleri gibi sesler geliyor ve sırtımı döndüğüm salona dönmeye cesaret edemiyordum. Korkuyor muydum ? Bilmiyordum. Ama artık arkama dönmem gerektiğini hissediyordum…

Arkamı döndüğümde. Sıkça gördüğüm çarşaflı 12 adet kadın olduğunu düşündüğüm varlık uzunlukları tavana kadar gelmekte. Çığlık atmak mı ? nefes almak bile bir güçtü.. En önde duran çarşaflı olan kafası ufacık kaldırdı . Bembeyaz o ana kadar gördüğüm en beyaz ışıktan daha beyaz
gözler fakat gözbebekleri yok. Kalbimin vuruş hızı beynimin karıncalanması elim ayağım donmuş bir vaziyette ona bakıyor kıpırdayamıyor. içimden baba diye bağırmak istiyor ama kıpırdayamıyordum. Ve çok açık bir şekilde Türkçe olarak. Hoşgeldin Emanet dediğini hatırlıyorum. Bayıldım mı uyuyamı kaldım. Bilmiyorum sabah uyandığımda herşey standart annem kaldırmış okul kıyafetlerimi getirmişti…
Üstümü giyip evden çıktım o zamanlar sabahcı öğlenci sistemi vardı, daha tam gün muhabbeti yoktu. Kapıdan çıkınca derin bir nefes aldım. Nejdet aynı mahallede oturduğumuz için bahçe kapısında beni bekliyordu. Selamlaştık yürümeye başladık. Kafamda bir ton düşünce vardı. Okula nasıl geldiğimi bile anlamadım zaman inanılmaz hızlı geçmişti. Okulda normal geçmiş eve dönmüştüm. Evdekilere anlatmak istiyordum dilimin ucuna geliyordu fakat nedense vazgeçip susuyordum. Babam akşam eve geldi ve elinde bir paket ateri almıştı bana eskisi bozulmuştu. Evde tek yaptığım aktivide ateri oynamaktı zaten. Daha sonra teşekkür ettim ve yemek yedik. Zaman ilerlemiş artık yatma vakti gelmişti. inanılmaz bir düşünce karmaşası içindeydim. Korkmuyordum değişik bir huzur hissi vardı yattım. Düşünceler eşliğinde uykuya çabuk daldım. Ezan sesi ile uyandım. Ezanı dinledikden sonra , hava sesi gibi bir ses olur bilirisiniz sopayı veya elinizi hızlı hareket ettirdiğinizde o ses oluşur. Arkamı döndüm. Dün gördüklerim salonda sırayla dizilmiş namaz kılıyordu…
Namaz kılmaları onlardan korkmam gerektiğini düşünüyordum . Nedense korkmuyor ve rahatlıkla onları izleye biliyordum. Ama üstümdeki baskı tonlarca betonun üzerimde olduğu gibiydi vücudum kasıntı halindeydi. inanılmaz bir baskı vardı . Namazları bitti ve hepsi aynı anda bana döndü. Ve yine o konuştu.

Hoşgeldin dedenden bize emanet kalan, biz 12 Müslüman cin kabilesinin liderleriyiz deden sana el verdi dediğinde diğerleri hep bir ağızdan Bismillahirahmanirahim dedi.
Artık senin emrindeyiz dedi ve ne olduğunu anlamadığım şekilde sabah yine annemin beni uyandırması ile gözlerimi açtım. Aklımda binlerce soru ne olduğu hakkında bir nebze fikrim yoktu. Aklıma tek gelen şey kasım dayıydı kasım dayı adil abinin babası olup dedemle kadim dost olduğunu biliyordum. Pekiya o şeyin bana dün gece söyledikleri ben bir tek cinler hakkında görünmediklerini,var olduklarını gece su döküp, idrar yapılmamasını yapıldığı takdirde besmele çekilerek yapılmasını gerektiğini bildiridim. Dedem hakkımda ailem hiç konuşmaz hiçbir şey bilmezdim. Tek amacım kasım dayıyı bulup bunları anlatmadan önce dedem hakkında bilgi sahibi olmaktı. Okuldan çıkar çıkmaz cami avlusuna koştum gözlerim kasım dayıyı arıyordu. Ve gördüm bankta bastonuna yaslanmış uyuyor vaziyetteydi.

Hemen yanına koştum koşarkende duyabileceği noktaya geldiğimde kasım dayı diye heycan ile bağrıyordum. Uyandı…

Kasım D:Ne oldu evladım, kimsin?
Ben:Ben ibrahim kahveci ibrahimin oğluyum dedim.
Kasım D:Buyur evladım ne oldu babana mı birşey oldu ? diye sordu.
Ben: Kasım dayı , dedemi anlatır mısın bana dediğimde gözleri bir anda açıldı yüzümü avucunun içine aldı anlıma dokundu canım acıdı . elini çekince bende dokundum silvilce çıkmıştı.
Kasım D:Demek o mirasın sahibi sensin ergenliğine girdin demek dedi
Ben :Yani gördüğüm şeyleri biliyorsun ? diyerek aniden çıkıştım heycanla.
Kasım D: Senin deden çok hayırlı bir insandı insan olmayan varlıklar ile görüşür hastalıklara şifalı olan bitkileri öğrenir insanlara ücretsiz dağıtır, yapılan en kuvvetli büyüler bile onun iradesi karşısında düğümleri açılırdı dedi.
Ben: Direk gördüğüm herşeyi anlattım.
Kasım D: Bak evladım yaşın daha çok küçük, dedene bu iranlı bir hocadan bahşedildi onun eli dedene geçti, artık sende sakın korkma onlar sana zarar vermez , ama şunu unutma onlarında şeytanı vardır sakın sana gelecekten haber verene inanma ve geçmişten söylediğinide doğrulayacak biri yoksa güvenme dedi ve gel benimle diyip cami avluusndan çıkıp yolda yürümeye başladık…

Bizim eve doğru gittiğimizin farkındaydım. Evin önüne geldiğimizde bir kağıt çıkardı. Kağıt artık sararmış yazılanlar ise silinmek üzere gibiydi. Al bunu oku dedi. Deden bunu bana sen doğdukdan 2 gün sonra verdi . Zamanı geldiğinde beni bulacağını sana vermemi istemişti dedi. Teşekkür edip eve girdim dönüp gitti.
Hemen salonda arka koltuğa geçip okumaya başladım.

Kağıtta yazanların belli bir kısmı:

Ey oğul,

Sana bıraktığım miras ne mal ne mülk şuan erdiğin şeye kaç yaşında erdin. Hurfeyne ile ne zaman konuştun bilmiyorum ama sakın korkma o benim insanda olmasa en güvendiğim ve en sevdiğim dostumdur. Sana görünen şeylerin tüm kontrolu sende ne dersen yaparlar. Yalnız şunu unutma bu gücün tam anlamıyla farkına vardığında sakın ha günaha ve şeytana yönelme her zaman rabbinin yolundan git. Onlarla iletişime geçmek için bir kaç mühürlü anahtar kelimesini yazacağım.(Bunları buraya yazmamın doğru olduğunu düşünmüyorum.)Başın sıkıştığında yardıma her zaman gelirler. Kuran-ı Kerim öğren namaz kıl bereket kapıları açılır. Artık onların sahibisin aralarındaki adaletsizlik ve mahkemelerin söz sahibi sensin. Bunu okuduğun gün ve ya gecesinde okursanda onlarla iletişime geç ve tüm kabilelerindeki sakinleri çağırmalarını söyle. Merak etme normal konuşursanda onlar seni anlar onlar her dile vakıftırlar. kağıdı okuduğumda sonunda bu kağıdı evde bir gümüş, bakır tepsiye koy içine kağıdın yüzebileciği miktarda su doldur ağzını kapat ve aç diyordu. Hemen mutfağa gidip bakır tepsiye koydum kağıdı bir kapakla kapatıp açtığımda gözlerime inanamadım kağıt bir muskaya dönüşmüştü. Boynuma astım sabırsızlıkla gece olmasını bekliyordum.

Yavaş yavaş herkes yatmaya başlamıştı. Ben ise içimdeki korkuyu yeniştim. Dedemin yazdığı kağıtta her türlü kendimi koruyabileceğim mühürler olduğunu bilmek beni rahatlatıyordu. Saat gecenin ilerleyen saatleri mühürlü cümle ve kelimeleri okumaya başladım. Gözümün seyirdiğini hatırlıyorum. Üstümde ise inanılmaz bir yük vardı . Gözlerimi tam anlamıyla açtığımda karşımda bir tek bana bakan o varlık vardı. Bembayaz gözleriyle direk bana bakıyordu. işte bu Hurfeyneydi.

Hurfeyne: ”Ey Şevki’den bizi emanet alan , biz senin artık hüdddıbınız biz ki 12 müslüman cin kabilesi biz ki rabbin yolundan gidenleriz.
Ben:Tüm cinleri burayı çağırmanı istiyorum.(Kağıtta yazan detaylar burada aralıklı olarak görebilirsiniz , kağıtta yazmıyordu gibi okumada anlam sorunu yaşabilecek arkadaşlırımız için uyarıdır)
Hurfeyne:Vel zekunesrin cindedikden sonra KENZÜL ARŞ duasını okuyordu ben bu duayı bilmiyordum. Ama anlayabiliyordum. Bunu nasıl yaptığımı kendim bile bilmiyordum.

Part 1 okumak için :Part #1
Part 2 okumak için: Part #2
Part 3 okumak için: Part #3
Part 4 okumak için: Part #4
Part 5 okumak için: Part #5

Tags : 12 cin kabilesi ve emanet12 müslüman cin kabilesi ve emanetcinler ve emanetemanet hikayesifull parthurfeynehurfeyne ve emanetinci sözlüktamamı
Admin

The author Admin

WebMaster'lik yapan genç bir yazar...

Bir Cevap Yazın